<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Futbol &#8211; Prof Dr Erdem DENK</title>
	<atom:link href="https://erdemdenk.com.tr/category/futbol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://erdemdenk.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Oct 2024 19:04:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-android-chrome-512x512-2-32x32.png</url>
	<title>Futbol &#8211; Prof Dr Erdem DENK</title>
	<link>https://erdemdenk.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nevşehirspor’a Minnet</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2014/09/04/nevsehirspora-minnet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2014 09:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3239</guid>

					<description><![CDATA[“Vallahi ödevim yok”, “teneffüslerde yaptım ödevimi”, olmadı “gelince bitiririm, söz” diyerek çantamı atarak evden kaçar gibi çıktığımı iyi hatırlıyorum. Defalarca. Derdim, Nevşehir Gazi Stadyumu’nun toprak zeminine kavuşmak. Kale arkasına daha...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"> <img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-3255 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-131156-640x444.jpg" alt="" width="640" height="444" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-131156-640x444.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-131156-768x533.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-131156-320x222.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-131156-600x416.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-131156.jpg 814w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" />“Vallahi ödevim yok”, “teneffüslerde yaptım ödevimi”, olmadı “gelince bitiririm, söz” diyerek çantamı atarak evden kaçar gibi çıktığımı iyi hatırlıyorum. Defalarca. Derdim, Nevşehir Gazi Stadyumu’nun toprak zeminine kavuşmak. Kale arkasına daha doğrusu. Antrenmanlarda kaçan topları to</span><span style="font-family: Verdana;">pluyorum, dinlenme aralarında futbolcu sohbetlerine kulak kabartıyorum; iyi güne denk gelmişsem muhabbete “na’ber ufaklık, okulun yok mu senin” şeklinde de olsa ortak ediliyorum. Hele kaleci Sefa’nın etrafında olmak ayrı bir sevinç kaynağı. Çok iyi kaleci, Nevşehirspor için bilmem nereden vazgeçmiş. (Neredeyse 30 yıl sonra arayıp bulduğumda öğreniyorum: Zamanında A genç milli olmuş, Kayseri’de iyi durumdaymış, ama memlekete erken dönmüş, belki hatası da bu olmuş.) Hele dinlenirken yüz üstü yattığını, yedek kaleciye atılan bir şutu hemen kale direğinin arka yamacında hem de hiç istifini bozmadan topukla gelişine sahaya geri gönderdiğini unutmak ne mümkün. O enseden uzun saçını, düpedüz pejmürde kahverengi eşofmanını ve yeşil kaleci kazağını da. Tabii saçlarımı onun gibi uzatacağım dediğimde evde gri bir gerilim ve hoşluk anı yaşandığını da…</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><br />
*</span></p>
<p>Topçuların “farklı”lıklarının sadece onlara özgü ve sadece onlarda hoşgörülen bir hüsnükabule konu olduğu, açıkça bir koruma halesine mazhar oldukları malum. Özellikle uzun saçın (ve hatta zamanında şort giymenin, şimdilerdeyse küpenin, tokanın, tacın, sevgilinin, hatta sık değişen sevgilinin) toplumsal hayatımıza biraz da oralardan sızdığını teslim etmek gerek. İyi birer “meşrulaştırıcı” oldular. Sadece topçuların ekonomik güçleri değil kuşkusuz bunun nedeni. Zaten eskiden bu pek söz konusu da değildi. Birer “seyir”lik malzeme olarak, birer vitrin, birer övgü-sövgü müessesesi olarak, birer “ortak mülk” olarak “kuralsızlığa”, normalin dışında var olmaya, kabul edilmeye müsaittiler. Tepe tepe kullandılar, kullanıyorlar. Kullansınlar da.</p>
<p>*<br />
<span style="font-family: Verdana;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-3241 aligncenter" style="font-family: Verdana;" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images.jpg" alt="" width="208" height="243" />Maç günleri bir ayrı olurdu. Zira tabela değiştirme kavgası yapardık. Bazen abim de dâhil birkaç velet kendi aramızda anlaştığımızı, her maçı sıraya bağladığımızı hatırlıyorum. Yoksa -itfaiyenin arabası uzak kale arkasını sulamadığı için- o tozun toprağın içinde kavga dahil her türlü çözüm yöntemine açıktık. Zaten top toplama işi de aynı kişi(ler)de olduğu için, gol olunca da tozutturup tabelalara ilk gitme yarışı yapardık. Gol atanlar sevinir, yiyenler üzülürken. Tabela taleplileri artınca ikişerli gruplar belirmeye başladı. Her iki takıma da birer tabelacı! Tabii kim hangisini alacak tartışması da grup içi güç dengesine göre şekillenirdi. Nevşehirspor’un resmi 3. lig maçlarındaysa yetkililerin “sen git” işaretini almak gerekiyordu. Bundaysa antrenmanlarda top toplamış olmanın verdiği saygınlığın etkisi olurdu hep. Onun için kale arkasının tozunu yutmuş olmak tabelaya çıkış basamağıydı denebilir. Derme çatma merdivenlerden defalarca çıkmak, orada ilgili rakamı aramak ve bu arada köhne saç levhalarda elini kesmek ve tabii bunu aileden saklamak…</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabii tüm yalvarmalara, yakarmalara rağmen sahaya alınmadığımız da olurdu. Her şey bir yana, “hizmet karşılığı” bedava maç izleyememek kabus gibiydi. Neyse ki Gazi Stadyumu’nun ünlü “delik”i vardı. Diğer kale arkasıyla protokol tribününün köşesinde, stadın önemli bir kısmını çepeçevre kuşatan sac levhaların bağlantı/kaynak noktasında bir şekilde açık kalan bir dikizleme alanıydı bu “delik”. Meret öyle bir yerdeydi ki, zeminden merdivenlerle inilen kale arkası tribünün girişini tepeden çevreleyen korkulukların da tam üstündeydi. Dolayısıyla, sihirli bir “araç” gibi gözünüzü iyice yasladığınızda oradan neredeyse tüm sahayı ayna gibi görebildiğiniz bu “delik”e (sırayı da atlatıp) yanaşabilmeniz için o korkuluklara şöyle kıçınızı yanlamasına ve yarım yamalak yerleştirerek oturmanız gerekirdi. Tabii onca büyük adam izin verirse. Zaten genelde “abi/amca biraz da ben bakayım” yalvarmasına ve dahası bunu söylerkenki sesin tonunuza göre erişilebilecek bir mutlu andı o. Her durumda aşağıya bakmamanız lazımdı. Tabii ki öncelikle yüksek olduğu için. Ama “çocuksu” bir neden daha vardı: Okul yolunda da olan o alanın köşe başlarında dışkı ve idrar kümeleri çıkabilirdi karşınıza ve her okul dönüşü önce görenin başlattığı “tükürmeyen yesin/yalasın” yarışlarının yarattığı hissi hafızadan silmek de kolay değildi.</p>
<p>Belki de bu nedenle maç izlemenin yeni yöntemlerini bulmak gerekiyordu. Mümkünse bedavadan. “Çocuk (hatta ‘benim çocuk’) da girsin aradan” diyecek bilet sahibi bir insan evladını bulma arayışı tabii ki bir yandan da çok eğlenceliydi. Ama hem her defasında böyle birini bulmak pek kolay değildi hem de büyüdükçe zaten dar olan turnikelere fiziken -daha önemlisi psikolojik olarak- sığmak da zordu. Daha uygun ve onurlu bir yöntem bulmalıydı.</p>
<p>Şimdilerde Gençlerbirliği tribünlerinde “çekirdekçi” olmamda bir etkisi var mı bilemiyorum ama çekirdek satmayı keşfettik abimle. O zamanın popüler ürünü çemen-ekmek satmamıza annem müsaade etmiyordu. Biz de yiyorduk ve ev kokudan çekilmiyordu. Aslında çok iyi para bırakıyordu ama neyse. Çekirdeğe yöneldik. Beş kiloluk paket alıp bardak bardak paylaşmak, gazetelerden külah yapmak ve biletimizle stada girip fazlasını kazanmak gibisi yoktu. Bazen satıcıları almak istemeyen gaddar turnikeciler oluyordu ama bir yolu da bulunuyordu. Çoğu zaman içeride yiyoruz işte diyen maçkoliklerin da müdahalesiyle. Onlara selam olsun. Bizimkiler bu çekirdek satma işinden pek memnun değillerdi galiba. Öğretmen aile sonuçta. Ama hem yerleri belli, hem harçlık çıkarıyorlar hem de bu anlamsız maç takıntısı karşısında zaten zapt edemiyoruz diye düşünmüş olmalılar. Ama tanımadığımız insanlarla fazla muhabbet etmek ya da olmadık işlere bulaşmak yasaktı. Nitekim suyumdan bir yudum rica eden çemenci amca şişemi içinde bir şeyler yüzer şekilde geri verdiğinde “çocuğun suyunu mundar ettin” diyenler beni “koruma” karşılığında çekirdek torbamdan “bir tutam avuçlamıştı” bir keresine de ne kızmıştım. Zaten çekirdeksiz bir Ramazan ayında sigara içen biriyle oruçluların içinde inadına mı yapıyorsun diyen birinin kavgasından kaçarken ayağımı burkmuşluğum da vardı. Evet, tribün pek tekin değildi belki ama çekirdeğini maç öncesi hızlıca satıp maçı kendine ayırdığın son külahın keyfini ala ala izlemek gibisi de yoktu. Zaten biz çekirdekçiler en çabuk kim bitirecek rekabetiyle de renklendirirdik hayatımızı. Hele birkaç kaçamakla çemen-ekmek işine de girdiğimizde aldığım tadı hala biliyorum.</p>
<p>*</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3242 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images-1-1.jpg" alt="" width="287" height="176" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O dönem Nevşehirspor ikinci lige bile yükseldi. Büyük başarıydı. Hatta namağlup giden uzun haftalarda PSV’nin Avrupa’daki benzer durumuna atfen bizim de Nevşehirsporumuz var diye ulusal basına çıkmışlığımız da vardı. Yine 30 yıl sonra arayıp bulduğum “Amigo Berber Kadir”in tek tek hatırlattığı üzere, bizim için efsane olan topçular vardı.</p>
<p>Neredeyse her sene aynı gruba düştüğümüz Kırıkhanspor topçularının iyi niyet gösterisi olarak tribüne portakal attığını unutmak da mümkün değil, kritik bir maç öncesinde kendisine “çanta” takdim edilen hakemin biz 96. dakikada golü atana kadar maçı bitirmediğini de. O dönemde sahamız da çim oldu. Maç öncelerinde sulanmasına rağmen bir süre sonra tozan ve topçulara türlü türlü zorluklar çıkaran zeminden kurtulduk. Şimdilerde tabelaları kim nasıl değiştiriyor bilinmez ama Amigo Berber Kadir’in teyit ettiği üzere ünlü “delik” yerli yerinde duruyor ve beleşçilere hizmet sunuyor. Çekirdek satanlar zaten eksik olmaz. Topçular içinde “farklı/aykırı tip”ler de eminim vardır. Yeni adıyla Nevşehir Spor Gençlik (Nevşehir GK!) amatör bölgeselde ama en azından 3. Ligde var olmak istiyor. Kaleci Sefa bir ara Nevşehir Üniversitesi (şimdi adı Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi!) takımını çalıştırmış ama aradığını bulamamış. Öğrenciler ekip olarak yeterli zamanı ayıramayınca sistematik çalışmak ne mümkün diyor. Şimdilerde bölgedeki kaleci adaylarıyla ilgileniyor. Futbol emekçiliğine devam. İçinde ukde kalan şeyler olduğu her halinden belli. Saçını kısaltmış!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişiliksizleştik</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2011/09/04/kisiliksizlestik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Sep 2011 10:57:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3268</guid>

					<description><![CDATA[Süreç tam olarak ne zaman ve nasıl başladı, muhtemelen bilmiyoruz. Hissettik mi? Galiba evet. Kesin olan bir şey var: Geldiğimiz noktada hem tribünde hem de sahada adım adım kişiliksizleşmiş durumdayız....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table width="1205">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="5" width="1185">Süreç tam olarak ne zaman ve nasıl başladı, muhtemelen bilmiyoruz. Hissettik mi? Galiba evet.</p>
<p>Kesin olan bir şey var: Geldiğimiz noktada hem tribünde hem de sahada adım adım kişiliksizleşmiş durumdayız.</p>
<p>19 Mayıs&#8217;ın görüp görebileceği en heyecanlı &#8220;seyirci&#8221; topluluğunu bir türlü taraftar yapamadığımızda, bundan geçtim, böyle bir olsanegüzelolurihtimalin gerekliliğine bile kimseyi inandıramadığımızda, takıma kişiliğini, tüm hususiyetini veren kişi ve değerlere sarılmaktan ziyade tribüne oynayanlara, ismi güzel çınlayanlara, artistik hareket yapanlara prim verdikçe kaybettik bizi biz yapmakta olanları. Adım adım. Kişiliksizleştik.</p>
<p>Futbol kalitemiz her geçen gün daha dibe vururken, vurmaktayken, saçma sapan lakaplara para akıtır olduk. İddia o ki, savaşan bir takım yaratmışız. Aslında doğru, futbol oynamamak için resmen savaşan, &#8220;dansözlerin memeleri arasında dolanır gibi&#8221; debelenen bir takımımız oldu. Futbol bilgisi olanlar savaşkan olamazmış gibi (sahi, savaşkan ne yavşak bir futbol tabiri olabiliyormuş)… Bir onlar barınamadı takımda. Eski zamanların itfaiyeciden, polisten toparladığı &#8220;ama adamlar savaşkan&#8221; takımlarına döndük resmen. İddiacılar bile üç pas yapar-yapamaza para basıyorken, ağzındaki sakız gibi zamanı ve oyunu geveleyen kalecilere duçar eylediler koskoca takımı. Nöbetçi/artık hocaların ve topçuların ara durağına döndük. Kişiliksizleştik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3269 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-135941-640x352.jpg" alt="" width="640" height="352" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-135941-640x352.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-135941-768x423.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-135941-320x176.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-135941-600x330.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Ekran-goruntusu-2024-09-04-135941.jpg 1113w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><br />
Caka satmaya cesaret edebileceğimiz bir tek fair-play ligi vardı ki, geçmiş olsun. Sahada şımarıklığın böyle bir hediyesi olamazdı zaten. Tribündeyse biz kaybedeli çok olmuştu. İstanbullularla oynarken resmen ve hep dağıttık. Sözde ilkelerimizi koymalı tezahüratlarla deli-deliverdik gitti. Gerisi gelse ne olur, gelmese ne olur. Çünkü &#8220;aman bu işler bize ters&#8221; diyenler ayıplanmaya ya da en azından &#8220;bu kadar da olur canım&#8221; diye pışpışlanmaya başladı. Entelliğin sırası değildi? Ki iş bitmişti. Çok mu dert sanki? Yeter ki bir el hareketimizle çınlasın yer gök. Yönetim de yalnız bizi sevsin, bize güvensin yeter. Olmadı, kenara çekilir, günümüzü bekleriz. Kişiliksizleştik.</p>
<p>Kısacası, Gençlerbirliği adına sahip çıktığımız ne varsa, zamanla ellerimizin arasından… Hayır, kaymadı, biz bıraktık, unuttuk, sırtımızı çevirdik. Zaten hiç ulaşmamıştık belki, olsa olsa ulaşayazmıştık ama olmadı. Kişiliksizleştik.</p>
<p>Ve tam bu cümleleri kotarırken zihnimde, öldüğünü okudum nadir bir insanın. Başka çare yoktu zaar.</p>
<p>Kişiliksizleşmekten iyidir zaten alıp başını gitmek…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kale”: Futbol-Lisan İlişkisi Üzerine Bir Deneme Denemesi</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2010/05/04/kale-futbol-lisan-iliskisi-uzerine-bir-deneme-denemesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 17:27:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3321</guid>

					<description><![CDATA[Giriş İngiliz liginin diğer ülkelerden bariz bir farklılıkla hep &#8220;gear five&#8221;da yani 5. vites oynanmasının nedeni sanırım çoğumuzun merakını çekmiştir. Ya da futbolun genel olarak bir ülkenin kültürüyle ilgisi. Tabii...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Giriş</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İngiliz liginin diğer ülkelerden bariz bir farklılıkla hep &#8220;gear five&#8221;da yani 5. vites oynanmasının nedeni sanırım çoğumuzun merakını çekmiştir. Ya da futbolun genel olarak bir ülkenin kültürüyle ilgisi. Tabii bu konuda Simon Kuper&#8217;in kitabı gibi fazlasıyla &#8220;oryantalist&#8221; (ama &#8220;çok ünlü&#8221;) çalışmalar da yapıldı, Galeano’nunki gibi sayısız ciddi ve güzel çalışma da. Bir hocam (Oral Sander) Almanlar coğrafi olarak işgale açık yerde yaşadığı için disiplinli olurlar, futbollarını bile bu anlayış belirler demişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> <img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3322 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/resized_c6823-2cb38c0efutbolsahaolculeri-640x401.jpg" alt="" width="640" height="401" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/resized_c6823-2cb38c0efutbolsahaolculeri-640x401.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/resized_c6823-2cb38c0efutbolsahaolculeri-768x481.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/resized_c6823-2cb38c0efutbolsahaolculeri-320x201.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/resized_c6823-2cb38c0efutbolsahaolculeri-600x376.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/resized_c6823-2cb38c0efutbolsahaolculeri.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gelişme</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ben de bir süredir kafamı (niyeyse?) kurcalayan bir ayrıntıya takmıştım: &#8220;Kale&#8221;yi, yani bildiğimiz topun çizgisini geçip ağlarla kucaklaşması için milyonların seferber olduğu &#8220;kale&#8221;yi ifade etmek için çeşitli dillerde kullanılan sözcükler ve bunun o ülkenin futbol anlayışıyla (varsa) ilişkisi. Malumunuz İngilizler &#8220;goal&#8221; diyor ve bu kelimenin ikinci anlamı da amaç/hedef anlamına geliyor (topun çizgiyi geçmesi de gol. Yani hedefe ulaşıldı!). Ve adamlar sürekli gol arıyorlar. Maçın amacı/hedefi bu der gibi. Hücum futbolu yani.
</p>
<p style="font-weight: 400;">Biz Türkçe&#8217;de kale diyoruz. Yani savunulacak yer. Bulmaca diliyle, “müstahkem mevki”! Gol yememe öncelikli. Savunma futbolu! Atamıyorsan yeme…
</p>
<p style="font-weight: 400;">İtalyanlar, yani savunma futbolunun babası olan ülke, ne diyormuş, biliyor musunuz: &#8220;porta&#8221;, yani kapı (“porta” sözcüğünün ilk anlamı kapı, ikincisi “kale”). Geçit vermemeli. İspanyollar da “porteria” diyor. Aynı kelime, girişte yer alan “emanet”e benzer bir anlamı var. Almanlar da &#8220;tor&#8221; diyormuş, ve bu kelime &#8220;tür&#8221;den yani (şehir/kale kapısından) türüyor! Enterasandır, “kale” genelde kapı ve/veya kale anlamına gelen sözcüklerle ifade edilse de, gol, yani topun çizgiyi geçmesine bu dillerde de “gol” deniyor! (Almanlar esasen “tor” diyor). Bulduğum istisna (evet, bildiniz, Fransızlarda!): Hem kale hem de gol için “but” kelimesi var ve bu da “amaç/hedef” demek (hele “kaleci”ye de “guardien de but” yani kalenin (aslında hedefin!) bekçisi demişler ki, süper). İngilizceye her yerde her daim (ucuz!) muhalefet diye ben buna derim! Gerçi futbolları/ligleri bu kelimenin hakkını tam anlamıyla vermiyor ve aslına bakılırsa bu müthiş teoriyi zayıflatıyor ama ben de onlara Fransız kalırım, olur biter.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-3323" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/istockphoto-671232180-170667a.jpg" alt="" width="518" height="333" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/istockphoto-671232180-170667a.jpg 518w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/istockphoto-671232180-170667a-320x206.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 518px) 100vw, 518px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yapılmak istenen tabii ki bir kelimeden çıkarak oyun anlayışlarını açıklamak değil. Bu yanlış olur; ya da en azından fazlasıyla indirgemeci olur. Kaldı ki dilbilimci değilim ve bu dillere vakıf da değilim (hele burada örneklenenler dışındaki dillerde durum nedir, tam bir muamma benim için). Oyuna bakış açısı mı “kale”yi ifade etmek için kullanılan kelimeyi belirliyor ya da tersi mi bilmiyorum ama ortada bir “gerçek” ya da enteresan bir &#8220;tesadüf&#8221; var!: hücum işini önemseyen futbol ortamında &#8220;kale&#8221; kelimesini karşılayan sözcük aynı zamanda hedef ve amaç anlamına gelirken, savunma futbolunu benimseyen yerlerde bu alanı ifade etmek için “savunulan alan” anlamındaki (mevcut) bir kelime kullanılmış.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ana Fikir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Peki bu müthiş buluş ne işe yarayacak! İşte bunu ben de bilmiyorum. Ama Camus, ne öğrendiysem kalecilikten öğrendim demiş. Lütfen kale deyip yabana atmayalım. Hele Avrupa Birliği’ne bu kadar yaklaşığımız şu günlerde.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Keywords</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">futbol, kale, lisan/dil</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet Nas</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2009/09/04/mehmet-nas/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 11:02:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3271</guid>

					<description><![CDATA[Belki de abartıyor olduğumun bilinciyle üstünüze afiyet diyerek başlayayım, biliyor musunuz (biliyorsunuz!), bu Mehmet Nas bana çok şey ifade ediyor. Daha doğrusu, çok şey değil de &#8220;Gençlerli&#8221; olmayı ifade ediyor....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">Belki de abartıyor olduğumun bilinciyle üstünüze afiyet diyerek başlayayım, biliyor musunuz (biliyorsunuz!), bu Mehmet Nas bana çok şey ifade ediyor. Daha doğrusu, çok şey değil de &#8220;Gençlerli&#8221; olmayı ifade ediyor. Nedenini bulmak için kendime çok soru sordum. Dünyanın en harika topçusu mu dedim, hayır, değil. En alasından bir pasör mü? Yok. İyi bir taktisyen mi? Cık. Dünyanın en teknik topçusu mu? Yok daha neler!</span></p>
<p>Ama, Gençlerbirliği sahaya çıktığında -özellikle de şu son yıl- ne yalan söyleyeyim bir gözüm maçı, hakemleri, tribünü vs. izliyor, bir gözüm Nas&#8217;ı.</p>
<p>&#8220;Abi bak şu da var&#8221;. &#8220;Abi, kızma ama bugün seninki de kötü oynadı&#8221;. Bu cümlelerin cümlesi vız gelip tırıs gidiyor, gitti!</p>
<p>Nas&#8217;ı Nas yapan, mütevazı olması, tribüne oynamakla işi olmaması, işine odaklanması. O kadar ki, işini iyi yapmadığını hissettiği ve gerçekten de öyle olduğu zamanlarda bile işinin hakkını veriyor Allah için. Çime takılmış, kötü pas almış, hakemden etkilenmiş vs. gibi yapmıyor. Hatasını, kötü oynunu da içinde ve içten yaşıyor. Hatta, haksız yere yedek bırakıldığı maçlarda kenarda ısınırken bile işini en alasından yapıyor. Her halinden belli ki, içi içine sığmıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-3272 aligncenter" style="font-family: Verdana; font-size: medium;" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/20_MehmetNas001.jpg" alt="" width="468" height="236" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/20_MehmetNas001.jpg 468w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/20_MehmetNas001-320x161.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 468px) 100vw, 468px" /><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">Ama lütfen yanlış anlaşılmasın. Zinhar ön plana çıkmak gibi bir derdi yok, olmaz da. İşini en iyi şekilde yapmak, takıma, takım oyununa katkıda bulunmak, iyi çalışan bir cihazın görev bilinci ve iş ahlakı sağlam dişlisi olmak derdinde sadece. Emek adamı. Futbolun emek, dayanışma ve paylaşma, kısacası takım oyunu olma yönünü ön plana çıkarma anlayışının bizzat uygulayıcısı.</span></p>
<p>Gel gör ki, mütevazı olmak, günümüzün gözü açıklarının dünyasında salaklığa yoruluyor. İnsanı enayi yerine koyuyorlar. Ama bize düşen, işini tam bir iş ahlakıyla elinden geldiğince yapan biri gördüğümüzde dört elle sarılmak ona. Sorun iyi ya da kötü topçu olmak değil. Niyet ve gayret esastır meşrebimizce zira.</p>
<p>Onun için Nas, güle güle git. Yolun açık olsun. Bence çok doğru bir karar verdin. Biz namus belasına katık oluyoruz birçok şeye ama sen bari kendini kurtar!</p>
<p>Not: Bitirmeden, vicdan muhasebemizi de yapalım: Tecrübelerle sabittir, insanlara haklarını teslim etmek için yapılan ödül geceleri kifayetsiz muhterislerin saçmalama katsayılarını artırır. Acı olan, böyle bir şeye zemin hazırlamış olabileceğimizi düşünmek. Bize Nas&#8217;a malolan süreçle alakamız var mı tam olarak bilmek imkansız belki ama, düşüncesi hep içimizi kemirecek. İçinde ukde kalan şeylerden bahsetmişti, bu da bizim içimizde ukde kalacak&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ah bi de şampiyon olsak… Ama neden?</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2009/03/04/ah-bi-de-sampiyon-olsak-ama-neden/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 12:52:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3298</guid>

					<description><![CDATA[Bir takıma gönül düşürmenin tek nedeni elbette şampiyon olma ihtimali değildir, olmamalıdır –ki bu en azından Gençlerbirliği dahil bütün “küçük” takımların taraftarları için böyledir. Ve fakat her taraftar da takımını...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana;">Bir takıma gönül düşürmenin tek nedeni elbette şampiyon olma ihtimali değildir, olmamalıdır –ki bu en azından Gençlerbirliği dahil bütün “küçük” takımların taraftarları için böyledir. Ve fakat her taraftar da takımını şampiyon görmek ister.</span></p>
<p>Malum, ancak dört şampiyon çıkarabilmiş ligimizde bir beşinci olabilme potansiyeli en çok Gençlerbirliği’nde var. Ya da biz öyle olduğunu düşünüyoruz, düşünmek istiyoruz. Fakat burada çok önemli bir nokta var. Şampiyonluğun imtiyazlı bir zümrenin tekelinde olduğu(nun düşünüldüğü) bir ortamda şampiyonluk istemenin “başarı hırsı”na eşlik eden “kutlu” bir dürtüsü de vardır, olmalıdır: eşitlik talebi!</p>
<p>Yani, kuru kuruya bir “farklı şampiyon” isteği/umudu olmamalı Gençlerbirliği sevgisini tetikleyen, besleyen. “Eşitlik talebi” yani tabiri caizse düzeni değiştirme fikri akıldan hiç çıkarılmamalı; çıkarılmamalı ki olası bir şampiyonluğa giden süreçte de sonrasında da maksat hasıl olsun, devran değişsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3301 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/thumbs_b_c_eb4b1f86e8ae9cdbb05dc2807629b9b0-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/thumbs_b_c_eb4b1f86e8ae9cdbb05dc2807629b9b0-640x360.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/thumbs_b_c_eb4b1f86e8ae9cdbb05dc2807629b9b0-768x432.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/thumbs_b_c_eb4b1f86e8ae9cdbb05dc2807629b9b0-320x180.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/thumbs_b_c_eb4b1f86e8ae9cdbb05dc2807629b9b0-600x338.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/thumbs_b_c_eb4b1f86e8ae9cdbb05dc2807629b9b0.jpg 864w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Verdana;">Böyle bir “devrim”in biri içsel biri da dışsal olmak üzere iki ayağı var galiba. İçeride yapılması gereken açık: Önce kendiniz eşit olduğunuza inanacaksınız! Bir eşitlik talebiniz olacak. Lafta değil, gerçekte. “Küçük olsun benim olsun”dan “gördünüz mü bizi şampiyon yapmazlar”a kadar uzanan mazeret üretme mekanizmasını önce kendi içinizde yok edeceksiniz. Eşit olduğuna inanmayan nasıl eşitlik talep edebilir ki? Temel (tek?) hedefi ligin dişli, iyi futbol oynayan ve dahi zengin bir kulübü olmak olan bir takımın şampiyon olmak istediğine kim inanır ki?</span></p>
<p>Diğer yandan, “gönülden inanmak” başarmanın ancak yarısı; o da lafın gelişi. Dışsal faktörlerin de dönüştürülmesi gerek. Yani bizi şampiyon yapacak bir ortam da oluşturulmalı. Ama dikkat, ligimizin ihtiyacı “yeni bir şampiyon çıkarmak”tan ziyade “yeni şampiyonların çıkmasının yolunun açılması”dır. Bu çerçevede, Gençlerbirliği’nin varlığı ve olası bir şampiyonluğu örneğin bir Trabzonspor’dan farklı olmalıdır. Şöyle ki, üç büyüklere kafa tuttuğu ve onların tahtlarını sarstığı ortak kabul gören Trabzonspor, şampiyon olduğunda ve özellikle de bunun sermayesini yemeye başladığında (-ki hazıra dağ dayanıyor!) ayırt edici özelliğini de yitirmeye başladı. İçindeki tüm potansiyele rağmen nihayetinde büyüklerin safına geçti, temsil ettiği Anadolu’nun yani dışlanmışların parçası olmaktan ziyade kendini ayrıcalıklıların yanında gördü, gösterdi. Kısacası, büyük, “dördüncü büyük” oldu. Arkasından geleceklere yol açmaktan ziyade “bu işi ancak ben başarabilirim” demeye getirdi. Düzenin ikinci sınıf takımlar, mağdurlar üretmesine değilmiş itirazı, kendisinin ikinci sınıf görülmesineymiş, mağdur olmasınaymış. Tamam, kendini 3 İstanbul takımı dışında kodladı hep, ama zurnanın en hoş sesini çıkardığı anlarda muhalefetlikten neredeyse hiç dem vurmadı. Dahası, bir şehir takımı olarak kısmen temsil ettiği bölgesini de dışladı, daha doğrusu kendisine tâbi gördü, domine etmeye çalıştı ve etti de. Kısacası, bölgede “patron” oldu, ülke futbolunun patronlarına karşı çıkarken, çıktığını söylerken.</p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3299 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/81b0bfa15bca4fe98fc7fbd4ede02790-640x426.jpg" alt="" width="640" height="426" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/81b0bfa15bca4fe98fc7fbd4ede02790-640x426.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/81b0bfa15bca4fe98fc7fbd4ede02790-768x511.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/81b0bfa15bca4fe98fc7fbd4ede02790-320x213.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/81b0bfa15bca4fe98fc7fbd4ede02790-600x400.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/81b0bfa15bca4fe98fc7fbd4ede02790.jpg 940w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Verdana;">Unutmamalı, özelde Gençlerbirliği’ni genelde Anadolu takımlarını savunmanın nedeni tamamen ilkesel: Yani, Anadolu takımları sırf Anadolulu oldukları için değil, dışlandıkları, horlandıkları, alenen gadre uğradıkları, “öteki” oldukları/yapıldıkları için önemli, desteklenmeye değer. Onun için kendilerine verilen destek ancak bu ilkesel tanımın içine girdikleri sürece anlamlı; çıktıkları anda bu iş biter. Trabzonspor mevzuunda olduğu gibi.</span></p>
<p>İşte Gençlerbirliği’nin başarısı ve olası bir şampiyonluğu bu anlayışa bir set çekebilir, çekmeli. Laf olsun diye, istatistik olsun diye, renk olsun diye değil başarı/şampiyonluk isteği; farklılık olsun diye, düzen değişsin diye, emek sarf eden, hak eden de kazanabilsin diye. Ve daha da önemlisi, olası bir şampiyonluk sonrasında Trabzonsporlaşmasın diye. Arkasından geleceklere de yol açsın, yani şampiyon olunca “büyük” saflarına geç(iril)mesin, tersine bunu “öteki”ler adına yapsın diye.</p>
<p>Beşinci büyük olduk diye böbürlenmemeli başarırsak, altıncıya yol açtık diye sevinmeli sadece. Futbol sevgisinden dem vurulmalı; kazanma, yenme, gününü gösterme güdülerinden değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taraf Ol(ma)mayı Reddetmek!</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2008/09/04/taraf-olmamayi-reddetmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2008 10:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3264</guid>

					<description><![CDATA[Taraf olmak, taraf tutmak, taraflı davranmak, taraflılık, taraftarlık, tarafgirlik… Bu kavramların hepsi de aslında -öyle ya da böyle- “olumsuz” çağrışımlarla yüklü. Bir meseleye nesnel bakamamanın, yani düpedüz “yanlış” algılamanın ve...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Taraf olmak, taraf tutmak, taraflı davranmak, taraflılık, taraftarlık, tarafgirlik…</p>
<p>Bu kavramların hepsi de aslında -öyle ya da böyle- “olumsuz” çağrışımlarla yüklü. Bir meseleye nesnel bakamamanın, yani düpedüz “yanlış” algılamanın ve yorumlamanın emareleri olarak görülmekteler. Hatta sosyal meseleler (ve anaakım sosyal bilim(ci)ler) söz konusu olduğunda -biraz da üstten olmakla birlikte- “taraflı olmak” neredeyse biraz hakarettir de: Önce bir tarafsız ol da öyle konuşalım!</p>
<p>Ne var ki, hayat taraf olmaktır. Taraf olmayan yoktur, olabilemez (“tarafsızlık bile taraf olmaktır”). Hatta hayat taraf olmaktan ibarettir. İnsanın insan olmasının, özne olmasının gereği ve sonucudur taraflılık. Taraf olmayan bizden değildir!</p>
<p>Ama tam da bu nedenle, taraf olmak zor/ince bir iştir. Bilmek, daha doğrusu düşünmek ister. Kafa yormak, seçenekleri bilmek, hedefi olmak ve tercih yapmak ister. Bir dünya tasavvuruna sahip olmak, onun gereklerini enikonu düşünmek, ona giden yolları tartmak, içinden kendine bir güzergah seçmek ve gereğini peyderpey hayatın(ın) her alanında uygulamak ister. Hayat taraf olmaktır ve taraf olmak emek ister.</p>
<p>Taraf olmak, -tüm bu nedenlerle- nüanslarla uğraşmak da demektir aynı zamanda. Gerektiğinde avukatı olunan şeytana pabucunu ters giydirmek de gerekir. Dahası, “gerektiğinde”nin içini gerektiğinde nasıl dolduracağını gösteren kişisel/toplumsal ilkelerin olması gerekir. Gerektiğinde gerekir diye. Gerektiğinde işimiz şansa kalmasın diye. Gerektiğinde demek gerekmesin diye.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3265 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Sin-titulo-1-5-640x435.jpg" alt="" width="591" height="402" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Sin-titulo-1-5-640x435.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Sin-titulo-1-5-768x522.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Sin-titulo-1-5-320x218.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Sin-titulo-1-5-600x408.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Sin-titulo-1-5.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 591px) 100vw, 591px" /><br />
Taraf olmak, zahmetli olduğu kadar kutsaldır da. İçinde düşünce ve emek yani eylem(ek) olduğu için. Kutsallığı sadece emek-yoğun olmasından kaynaklanmaz ayrıca; saygı duyulası olduğu için de öyledir. Herkesin taraf olmak hakkı vardır. Diğerinin taraflılığını, taraf olma hakkını reddetmemek taraflılığın en önemli erdemidir. Taraf olma hakkı başkasının taraf olmaya başladığı yerde biter!</p>
<p>Ve fakat, taraf olmak her zaman sunulan seçeneklerden birisini seçmek demek değildir. Taraf olmak, taraf(ı)(nı) seçmek değildir. Öyle ya, bunca emek-yoğun olan bir süreç, seçenekler arası seçim yapmaya indirgenemez. Tüm seçenekler illa yanlış değildir her zaman belki ama hayat verili/mevcut/sunulan seçeneklerden ibaret de değildir. Çünkü hayat seçenekler üretmektir, seçeneklerden birini seçmek değil. Hele iki seçenekli testlere tâbi tutulup beyaz ya da siyah demek hiç değildir. Taraf olmak seçilesi seçenekler üzerine kafa yormaktır. Taraf olmak seçilesi seçenekler üretmek ve önermektir.</p>
<p>Ve fakat, sunulan seçeneklerin mümkün olan tek seçenekler olarak kabul edilmesi ve aralarında seçim yapılmasıdır her daim karşımıza çıkarılan. Her sorun “seçeneklerden seçenek beğen, gerisine karışma” mantığına terk edilmiştir -taraf olmak bu kadar kolay bir şeymiş gibi! Ama bu “taraf tutma” anlayışı artık “olağan”dır, “sıradan”dır, daha da kötüsü yaygındır. Kanıksanmak bir yana benimsenmiştir de.</p>
<p>O kadar ki, “içinden geçmekte olduğumuz şu zor günlerde” bu da kesmemektedir. Artık taraf olmak bile yetmemektedir. Saflaşmamız hatta cepheleşmemiz vaz’edilmektedir. Taraf olmanın altında eser miktarda da olsa düşünüp-taşınmaya yer olması rahatsızlık vermektedir. Ne gerek var: Ya bizdensiniz, ya onlardan!</p>
<p>Dünyanın herhangi bir yerindeki sorundan ulusal hatta yerel meselelere ve hatta aynı tribün içinde safınızı, cephenizi belirlemeniz istenmektedir. Sorun şu, olası taraflar (daha doğrusu cepheler) belli, içinden birisini seç, saf tut. Çünkü, ya bizdensin, ya onlardan! Bu mantığın mucidi (ya da sözcüsü!) belli belki ama dört elle sarılanlar dört bir yanda, her yerde. Yani hem “biz” hem “onlar” çok sevdi bu lafı. Ya bizdensiniz, ya onlardan!</p>
<p>Sorun/konu nedir, nüansları da göz önüne alan bir analiz nasıl yapılır, durum enine boyuna düşünülerek ilkelerden yola çıkan bir yoruma (yanıta?) nasıl ulaşılabilir vs. Bunlara kerhen verilen izinler artık tamamen iptal edildi. Bir yanda “içinde bulunduğumuz şu çağda”, diğer yanda da “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” diyenlere emanet belleklerimiz, düşüncemiz, düş gücümüz, hayatımız, tavrımız, duruşumuz.<img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3266 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Daimi-Tarafsizlik-Statusune-Sahip-Ulkeler-Sessizliklerini-Bozdu-640x384.jpg" alt="" width="640" height="384" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Daimi-Tarafsizlik-Statusune-Sahip-Ulkeler-Sessizliklerini-Bozdu-640x384.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Daimi-Tarafsizlik-Statusune-Sahip-Ulkeler-Sessizliklerini-Bozdu-768x461.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Daimi-Tarafsizlik-Statusune-Sahip-Ulkeler-Sessizliklerini-Bozdu-320x192.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Daimi-Tarafsizlik-Statusune-Sahip-Ulkeler-Sessizliklerini-Bozdu-600x360.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Daimi-Tarafsizlik-Statusune-Sahip-Ulkeler-Sessizliklerini-Bozdu.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Sunulan ikili alternatiflerden (cephelerden) ikisini de ve dahi diğer “taraf”ları benimsemiyorsanız haliniz duman. Hele bir de ilkeler(iniz)den yola çıkarak yaptığınız (yapmaya yeltendiğiniz!) yorum sunulan ikili alternatiflerden biri ya da maazallah ikisiyle -tamamen tesadüf eseri- kısmen ya da bir ölçüde kesişiyorsa yandınız. Ya “anormal” biri olarak etiketlenir ve dışlanırsınız, ya “hain” olursunuz ya da “fitne”. Hayatta taraf olmanın bu kadar kolay olmadığını, olamayacağını çünkü emek istediğini bile anlatamazsınız; ilkelerden yola çıkan yorumlarınız dinlenmez bile. Çünkü, ne bizdensiniz, ne de onlardan!</p>
<p>Olan, hayatın belki de tek gerçeği olan “taraf olma”ya olur. “Taraf olmak”tan vazgeçmezsiniz elbette ama konuşmaktan bile vazgeçebilirsiniz. Düşünmeye yani “taraf olma”ya devam edersiniz ama. Mute tuşuna basarsınız belki ama en yüksek volumeda avazınız çıktığı kadar bağırırsınız artık: Evet, ne sizdenim ne de onlardan! Taraf(tar) da değilim. Çünkü ben taraf(lıy)ım!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gol Ânı</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2008/01/05/gol-ani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jan 2008 12:57:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3303</guid>

					<description><![CDATA[“Küçük takımlar”ın 19 Mayıs’ı şenlendiren bir avuç taraftarına ithafen…  &#160; Gol ânı pek çok farklı açılardan değerlendirilebilir, yaşanabilir. Taraftarı olduğunuz takımın maçıysa söz konusu olan, yiyen ya da atan olmanız...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><em>“Küçük takımlar”ın 19 Mayıs’ı şenlendiren bir avuç taraftarına ithafen… </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-3306 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/adana-demirsporlu-taraftarlar-deplasman-tribunune-girip-pankart-indirdi_499c1c8.jpg" alt="" width="600" height="450" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/adana-demirsporlu-taraftarlar-deplasman-tribunune-girip-pankart-indirdi_499c1c8.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/adana-demirsporlu-taraftarlar-deplasman-tribunune-girip-pankart-indirdi_499c1c8-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;">Gol ânı pek çok farklı açılardan değerlendirilebilir, yaşanabilir. Taraftarı olduğunuz takımın maçıysa söz konusu olan, yiyen ya da atan olmanız en önemli belirleyicidir örneğin. Gol atma ânındaki duygular hem çok anlatılmış ve yüceltilmiştir hem de oldukça “bencilce”dir. “Harika bir vuruştu”dan “nasıl koyduk”a uzanan “geniş” bir kelime haznesi yoluyla dile gelir. Fiziken yapılanlar da cabası. Zıplama, yanındakine sarılma vb.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ya gol yeme ânı? Golüne ve atılma ânına göre değişmekle birlikte üzüntü, keder, sinirlenme, kahrolma. Hayıflanma ve hatta esaslı bir küfür. Yalnız tüm bunlar da oldukça “bencilce”dir aslında. “Ben-merkezci” bir bakış. Gol yemek benim için kötüdür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olayın başka bir boyutu daha var sanki. Neredeyse ancak statta yaşanabilecek, statta tuttuğu takımın maçlarını tutkuyla izlemeyenin anlayamayacağı bir boyut: gol yeme ânında rakip takım taraftarının insana (“ister istemez”) hatırlattığı bir boyut. Siz yediğiniz gole “gerekli” tepkiyi verirken birden “goool” diye bağıran ve sevinç çığlıkları atarak ister istemez yüzünüzü çevirdiğiniz insanların “gerçek” dediğimiz şey konusunda kafanızı allak bullak etmesi. Empati dediğimiz şeyle de bağlantılı olan ama galiba aslında gerçeklerin (en azından kimi konularda) göreli olduğunu kafamızın içine sokan şöyle bir durum: siz gol yeme olasılığınız belirince istediğiniz kadar gözlerinizin hem de kendi gözlerinizin önündeki mevcut gelişmeyi kasma ve sıkma gerektiren bir olay olarak görün, o aslında sadece sizin bakış açınız. Orda, çok değil en fazla 100 metre ötede o ânı (hem de tam da aynı olayı) sabırsızlıkla, içi içine sığmadan izleyen, “kutlu” bir ânın ve hatta zihinsel bir orgazmın ayak sesleri olarak gören başkaları da var (maça “futbol aşkı”na bakan tarafsızlar da cabası).</p>
<p style="font-weight: 400;"><em><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3304 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/161514-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/161514-640x427.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/161514-768x512.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/161514-320x213.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/161514-600x400.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/161514.jpg 840w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></em></p>
<p style="font-weight: 400;">Beraber maç izlenen kafelerdeki “yan yanalık” gol ânında yaşanan bu ani etkiyi yaratmaz, yaratamaz. “Onlar”ın olmakta olana farklı baktıklarını an be an görürsünüz. Sinir olarak. Hatta gol olursa bağırır şimdi bunlar dersiniz içinizden. Hatta, tezi bir adım geliştirmek ve anlatılmak istenenin ancak kendi sahanızda ve rakip taraftarın size göre çok çok az olduğu durumlarda söz konusu olabileceğini ileri sürmek de pekala mümkündür. Gol ânına kadar karşının heyecanlanmasından ve hatta varlığından bile haberdar ol(a)mazsınız. Unutursunuz onları. Yokturlar. Tek gerçeklik sizinkidir. Ama birden, gol yediğinize üzülmeye fırsat bile bulamadan duyarsınız bağırmalarını, sevinçlerini. İçten içe kızarsınız onlara. Kuşkusuz haklısınızdır da. Futbolun zevklerinden birisi de budur zaten. Ama kuru bir teşekkürü hak ettikleri de açıktır. Hayatın sizin gerçeklerinizden ibaret olmadığını size gösterdikleri için. Gerektiğinde kendi gözlerinize, beyninize ve duygularınıza fazla yüz vermemenin de gerekebileceğini hatırlattıkları için.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir teşekkür de futbola: “gerçekliğin gerçekliği” konusundaki bu inanılmaz ders için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* Umut Gençlerde.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şikayetçi Olmak</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2007/05/15/sikayetci-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2007 11:16:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3281</guid>

					<description><![CDATA[Efendim, futbolsever modelleri dahil memleketin pekbilmiş (duruma göre pekeğitimli, duruma göre pekyetenekli, duruma göre pekbeyaz) ahalisinde epeyce yaygın olan şöyle bir kanı/tavır var: Bu tribünler var ya, eeee, bilgiden, sanattan,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Efendim, futbolsever modelleri dahil memleketin pekbilmiş (duruma göre pekeğitimli, duruma göre pekyetenekli, duruma göre pekbeyaz) ahalisinde epeyce yaygın olan şöyle bir kanı/tavır var: Bu tribünler var ya, eeee, bilgiden, sanattan, estetik zevkten ve hatta -çoğunun doğrudan söylemeye dili varmasa da- insanlıktan nasibini pek almamış bir güruhun iki haftada bir uğramadan edemediği mekanlardandır. Onun üçün, 1970’lerin moda lafıyla, “hâlk”ın akın ettiği bu yerlere “vatandaş”ların ve onlara ait zevk, eğlence ve davranış şekillerinin uğraması uygun değildir. Tamam, artık nasıl olduysa bu mezbelemsi yerlere gönlünü kaptırmış, maalesef kendine yazık eden kimi istisnalar belki vardır ama onlara olsa olsa sessiz sedasız bir kenarda oturmak düşer. Ya da kim bilir belki de onlar da (bir avuç “enteresan” entelektüel müstesna!) bastırdıkları duygu ve davranışlarını fışkırtmak için böyle bir vesileye ihtiyaç duymaktadırlar. Amaaan, her neyse ne, bizden uzak dursunlar ve de biz de oralardan uzak olalım da, ona da şükür.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><br />
</span><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-3283 aligncenter" style="font-family: Verdana;" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/May23_09_1246433083-383x215-1.jpg" alt="" width="383" height="215" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/May23_09_1246433083-383x215-1.jpg 383w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/May23_09_1246433083-383x215-1-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 383px) 100vw, 383px" /><span style="font-family: Verdana;"><br />
</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Durum böyle kodlanınca, ne desek boş aslında. “Orası” besbelli ki “böyle” insanlara göre değil. Hadi diyelim ki haklılar (ki zinhar haklı değiller!)… Peki bu kadar modernizmin içinden konuşan “böyle” insanların hayat felsefesi nedir? Hayatı güzelleştirmek mi? Dünyayı daha yaşanır kılmak mı? Kendi bilimsel, estetik duruşlarını insanlarla tercihan insanların gözüne sokmadan paylaşmak mı? Bilimse bilim, sanatsa sanat, artık neyse “iş”leri onu tercihan insanlara tepeden bakmadan, ukalalık yapmadan, olduğu gibi ulaştırarak bir farkındalık yaratmak mı? Hülasa, kendi “incelikli” niteliklerini toplumun her katmanıyla, her alanıyla paylaşmak mı?<br />
</span><span style="font-family: Verdana;">Peki, diyelim ki öyle (ki tercihan olabilir!), bunu kerameti kendinden ve biraz da medyanın tribünü nasıl kodladığından menkul olmak üzere “şöyle” yerler bizim için uygun da “böyle” yerler değil şeklinde mi yapmaları lazım illa? Tribünde bir sanat gösterisi ya da bir müzik dinletisi mi istediniz, “valla mirim, o iş zor be”… Niye? “İşte… orası bize uymaz, daha doğrusu biz oraya uymayız!” Eh, doğru söze ne denir ki!</span></p>
<p>Bütün bunları niye yazıyorum: Malum, haydigencler.com’un yayın hayatına başladığını duyuran kısa bir el ilanını maratonda bir etkinlikle dağıtmaya karar verdiğimizde pantomimci aramaya koyulduk. Bulmak bir hafta on gün sürdü, ikna etmek de bir hafta on gün. Bir taraftar oluşumu yememiş içmemiş pantomimci aramış, felsefesi ışığında futboldaki kirliliği en iyi sessiz çığlıklarla protesto edebileceğine inanmış, size ulaşmış. Ama olmaz, şimdi de sizi ikna etmek zorundayız. Telefondaki sanatçı sesi aynen şöyle diyor: “Ama nasıl olur? Tribünde?! Emin misiniz? Gerçi ben hiç maça gitmedim ama… Yok yok, bence bir yanlışınız var. İsterseniz size bir palyaço gösterisi yapalım. Hem daha çok uyar.” Bir tiyatro sanatçısı olmak sebebiyle pantomim eğitimi de almış ve dahası Allah bağışlasın pantomim de yapabilen telefondaki ses -kendisine de dediğim için buraya aynen aktarmakta sakınca yok- sanki aldığı sanat eğitimini pek içselleştirememiş gibi sanatını icra edeceği yerler arasında besbelli ki kendince ayrım yapıyor: “Şöyle” yerlerde olur ama “böyle” yerlerde olmaz demeye getiriyor. Ama malum, ordaydınız, oldu, büyük ölçüde dil dökme sayesinde, kısmen de “amaaaan sen de, parasını versinler, ben de işimi yapayım da anlayan anlar” diyerekten.</p>
<p>Efendim, bu sahne daha on gün önce tekrarlandı. Sezonun ilk maçında tribünde bir müzik ziyafeti yapabilir miyiz diye kıyısından tanıdık bir sanatçı üzerinden kendisine ve/veya onun da tanıdığı birkaç sanatçıya böyle bir teklif götürme gafletinde bulundum. Neredeyse hiç maça gitmemiş, tribün ortamından sanatçı gözü korkmuş sanatçı arkadaş telefondaki pantomimciyle hemen hemen aynı dili konuştu. Yetmedi, ekledi: “Biz artık belli bir seviyede sanatçıyız, televizyondan şu ve şu gibi seviyeli müzik programlarında çalıyoruz, bilmemkimlerin arkasında çalmışlığımız var, hatta aramızda stüdyosu olan, bir-iki kaset bilem çıkarmışlar var vs. Ama siz illa ısrar ediyor ve olur, olsun diyorsanız, tamam. Yalnız biliyorsunuz ücretlerini vermeniz lazım…”</p>
<p>Efendim, yaptığı “iş”i izlemeye talip olanlara bu kadar seçici ve tepeden bakan bilim, ilim ve sanat erbapları kendi işlerine saygı duy(dur)duklarını sanırken aslında tam da tersine kendi işlerine epey bir saygısızlık yaptıklarını fark ediyorlar mı dersiniz?</p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3285 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2007/05/images-3-640x496.jpg" alt="" width="640" height="496" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2007/05/images-3-640x496.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2007/05/images-3-768x596.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2007/05/images-3-320x248.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2007/05/images-3-600x465.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2007/05/images-3.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">Her şey bir yana, işin en azından şu kulunuz açısından en acı veren kısmı ne, biliyor musunuz? Hani, ücretten önceki aşamada dil döktürüyorlar dedim ya, işte tam da orası! “Yok abi olur mu, valla Gençler tribünü farklıdır, efendi insanlardır, hani bir sürü okumuşu filan da vardır, hakemin ibne değil de acemi olduğunu sanırlar, rakip takımı alkışlarlar, bayanlarla uzun saçlı erkekler gırla gider, devre arasında filan millet kitap-gazete okur, ha bir de bak şunlar da var bizim tribünde, gerisini sen düşün artık. Valla, sizin yüce sanatınızı kısmen da olsa anlayacak ya da en azından göz ucuyla ve sırıtmamaya gayret ederek izleyecek seviyeli bir tribün orası” diyesi olmam. Oysa biz, kuruluş ilanında aynen şöyle yazmıştık: “Futbol sevgisine dayanan takım taraftarlığı, hayatın hemen hemen her alanında olduğu gibi, bir ‘oluş’ halidir; ‘görünüş’ hele hele ‘gösteriş’ hali hiç değil…” Ama maalesef bir “anlatış” hali ol(durul)uyor böyle durumlarda. Aslında olmaya çalıştığınız şeyi zaten olmuş gibi davranmaya, anlatmaya itiliyorsunuz; sanki mümkünmüş gibi!</span></p>
<p>Ki ne demişti şair:<br />
Artık söz sarhoş edemiyor beni,<br />
ne başkasınınki, ne kendiminki.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VİP oldum abi!</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2007/02/04/vip-oldum-abi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Feb 2007 12:07:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3275</guid>

					<description><![CDATA[Sene başı Cavcav’ın önce maratona kombine çıkarmayacağını duyurması, sonra ayağına kadar giden bir heyete tamam, 150 lira iyi mi demesi ama sonra yine de kombine çıkarmaması, lig başladıktan bir süre...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sene başı Cavcav’ın önce maratona kombine çıkarmayacağını duyurması, sonra ayağına kadar giden bir heyete tamam, 150 lira iyi mi demesi ama sonra yine de kombine çıkarmaması, lig başladıktan bir süre sonra da bir gün ansızın kombine çıkması&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-3278 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/depositphotos_107076936-Vip-stadium-entrance.webp" alt="" width="600" height="400" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/depositphotos_107076936-Vip-stadium-entrance.webp 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/depositphotos_107076936-Vip-stadium-entrance-320x213.webp 320w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Bu bilindik hikaye, bu sene protesto mahiyetinde kombine bilet almamamım mazereti. Ucuz maçlarda sorun olmadı tabii, gidebilecek durumdaysam aldım biletimi gittim. Bu sene ilk defa gidebilecek durumda olduğum ‘büyük’ maç olan BJK maçı gelince işin rengi değişti ama bu sefer de yardımıma bizim mektepte 4. sınıfta okuyan S. yetişti. Ankara’da yaşayan Afrikalılar dayanışmasından mütevellit Isaac’le arkadaşlar ve bu sefer her bir topçuya olduğu gibi Isaac’e de verilen iki ücretsiz VIP biletinden birisi S. üzerinden bana nasip oldu. Son anda 10 lira opsiyonunu duyunca maratona mı gitsem diye düşündüm aslında ama S.’nin orada kavga, sıkıntı olmuyor mu demesi beni kendime getirdi. Elinde VIP bileti olan herkes bir VIP gibi davranmalıydı ve işe (her zamanki bildiği yer olsa bile) maratonun tekin bir yer olmadığını söyleyerek başlayabilirdi. Belli ki zamanla insan zaten buna inanmaya, bu tip lafları inanarak söylemeye ve hatta bu işi başkalarını ikna edecek derecede iyi yapmaya başlıyordu. Yine de maratonun hakkını yemeye elim ve dilim varmadı, ne de olsa VIP’e gitmek üzere olan duyarlı bir vatandaştım artık. Oranın öyle pek de kötü bir yer olmadığını ve hatta halkımızın kendilerinden hiç de beklenmeyecek bir performans ve olgunluk örneği sergilediğinin bile pekala söylenebileceğini S.’ye ilettim. Artık bir VIP deneyimi yaşamamım önünde hiçbir engel yoktu ama bu sefer de işin VIP’ini çıkaran bir fikir dürttü beni: Acaba VIP biletimi göstererek arabamla stadın içine girebilir ve stad dışında park parası vermekten kurtulabilir miydim? Oraya park eden şanslı kullardan olacağımı ve özellikle maç çıkışı maratondan çıkan güruhu usuldan yararak ilerlemenin vereceği keyfi yaşayacağımı düşünmek de cabası! Bu şahane fikri utanarak -bir VIP olarak insanın daha farklı, daha bir anlamlı utanıyor olduğunu fark ettiğimi izninizle vurgulamak isterim- dostum A.’ya açtım, sonra hemen kapattım. Bunu herşeye rağmen sordurtan ve sonra da ayıplayıp konuyu kapatan ve adeta soruyu geri çeken aynı kişi(lik) miydi? Tabii ki değil. Nasıl olabilir ki? Yeni kazanmakta olduğum yani daha pek bir içselleştiremediğim soylu VIP kimliğim gecikmeli de olsa devreye girmiş ve artık geride kalmasını ümit ettiğim, yani alt kültürüm diyebileceğim ya da artık öyle anmak istediğim eski kişiliğimin (ki, artık ona ne kadar kişilik denebilirse) aradan pırtarak sordurduğu saçmalığı son anda olgun bir manevra yaptırtarak geri aldırmıştı. Hey güzel Allahım, ne güzel ve yararlı birşeymiş VIP olmak.</p>
<p>Efendime söyleyim, arabayı dışarıya park edip stada ana girişten girdiğimde aslında bir VIP olmanın farkını pek idrak edemedim hemen. Ama bu durum uzun da sürmedi çok şükür çünkü tüm Protokol ve VIP girişlerinin olduğu kısma giden yolda karşılaştığım ilk polis kontrolünde elimdeki bileti gösterdiğim görevliler ‘buyrun beyefendi’ dedi. Bu görevlilerin de VIP olduğuna kalıbımı basarım, ya da öyle olmalılar. Düşünebiliyor musunuz, bir hafta burda, bir hafta diğer kapılarda görev yaptıklarını&#8230; Oraların gereklerini yerine getirmenin zorunlu kıldığı sözleri kullanma ve davranışları sergileme, tekrar VIP’e dönenlerde bir araz illa ki bırakacak, buysa VIP’teki hizmetlerin hiçkimsenin istemeyeceği şekilde etkilenmesi ve aksaması anlamına gelecektir. Allah muhafaza. Oysa, diğer kapılardan bilet parası ödeyerek giren halkın ücretsiz maç izleyen VIP’i finanse ediyor olması tamam sosyal devlet olmanın ta buralara dek uzanmış doğal bir gereğidir ama bu durumun diyetinin VIP’in hayatını etkileyecek uygulamalarla çıkarılması, bu sosyal dayanışma ilkesinin arkasında yatan felsefe ve ahlak anlayışıyla taban tabana zıttır. Bu nedenlerle, VIP bölgelerindeki tüm destek hizmetlerinin de VIP bir şekilde (söylemeye bile gerek yok, tabii ki bu görevliler ‘VIP’ değil ‘hizmetli VIP’ olarak anılmak gerekir) verilmesi en sağlıklısı ve doğrusu olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3276 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images-2-640x478.jpg" alt="" width="640" height="478" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images-2-640x478.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images-2-768x574.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images-2-320x240.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images-2-600x448.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/images-2.jpg 810w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Artık bir beyefendi olabilirdim ama hala hangi kapıdan girebileceğimi tam kestiremiyordum. VIP olmanın dayanılmaz hafifliğinden kaynaklanan kafa karışıklığıyla ilerlerken birden önümde Yıldırım Demirören’i ve maiyetindekileri gördüm. Tamam, baştaki iktidar ve yürümüyor. Yollar onun önünde açılıyor, ona da sadece adım atmak kalıyor. Birşeyler öğreneceksem asıl o maiyettekilerden öğrenmem gerektiğini hemen anladım. O tevazu, o etrafa hiç bakmadan, yere bakarak yürümeler, o gideceği yeri ve hatta yürüme şeklini bile artık yapa yapa ezberlemiş olmalar&#8230; Daha hangi kapıdan ve işin kötüsü nasıl gireceğini bilmeyen yeniyetme bir VIP olarak kuşkusuz daha öğreneceğim çok ama çok şey olduğunu da anlamakta gecikmedim. Bu bile bir kazanç sayılmaz mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>‘İki yandaki kapı, beyefendi’ dedi başka bir ‘hizmetli VIP’. Ben üstünde Protokol diye yazana yönelmişim. Yok daha neler, tamam olaylar hızlı gelişiyor dedik ama o kadar da değil! Bu arada, beyefendi ve hanımefendiler de kendi içinde amma çok ayrılıyorlarmış! Protokol, Basın-yayın, VIP-A, VIP-B vs.</p>
<p>Neyse, buldum kapıyı. 5-6 kişilik son derece medeni ve düzeyli bir sıra var. Hemen iki önümdeki hanımefendi dikkatimi çekiyor. Yanında 5-6 yaşlarında bir çocuğu, kucağında da küçük bir bebeği olan hanımefendi önemli bir akşam yemeğine çıkar gibi giyinmiş, makyajı yerinde hatta biraz ileri giderek allığı biraz fazla kaçırmış olduğu bile söylenebilir. Başka yerde görsem futbola ve futbol izleyen herkese ‘oha felan olduğunu’ düşüneceğim birisi aslında. Görevliye (ki, o da bir “hizmetli VIP”) son derece kibarca biletleri uzatıyor. Küçük beyefendi de ayrı bir davetiyeye sahip, öyle maratondaki hiç görmemişler gibi ‘abi, ufak çocuk işte, maça alışsın, tek biletle turnikeye sıkışıp girsek ya’ gibisinden diyaloglara yer yok burada. Neyse davetiyesi, tedarik etmişler ve şimdi de medeni bir şekilde giriyorlar işte! VIP olmak, insana “işte budur” bile dedirtiyormuş, onu da demiş oldum.</p>
<p>İşte ben de geçtim o büyülü turnikeden ve asıl polis kontrol noktasına da erişmiş oldum. Elindeki dedektörü etrafımda ve çevremde dolaştıran polis bana dokunmamaya, elindeki aletin bile bana değmemesine azami özeni gösteriyor. Cebimdeki kalemi zulalamıştım oysa, maraton alışkanlığı işte. Herneyse, bir ara öttü alet; cep telefonudur dedim. Eliyle yoklamadı, çıkar göster filan da demedi. ‘Tamam beyefendi, buyrun geçin’ dedi. Çakmak vs. sormadı bile. VIP’e VIP gibi, medeni olana medenice davranmaktan daha doğal ne olabilir ki? Onun için hiç şaşırmadım. Maraton girişlerinde her tarafımın mıncıklandığı günler artık ne kadar da uzak geliyor. İnsan gerçekten de istemediği ve layık olmadığı şeyi daha çabuk unutabiliyormuş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3277 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/trabzon-vakfikebir-stadyum-vip-koltuk-projesi-7-640x400.jpg" alt="" width="640" height="400" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/trabzon-vakfikebir-stadyum-vip-koltuk-projesi-7-640x400.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/trabzon-vakfikebir-stadyum-vip-koltuk-projesi-7-768x480.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/trabzon-vakfikebir-stadyum-vip-koltuk-projesi-7-320x200.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/trabzon-vakfikebir-stadyum-vip-koltuk-projesi-7-600x375.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/trabzon-vakfikebir-stadyum-vip-koltuk-projesi-7.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doğrudan dışarıdan merdivenlerle giriliyor VIP tribününe. Ağır ağır çıktım o merdivenlerden, yukarıda üstü kapalı olarak dikkat çekmek istediğim gibi, böyle durumlarda sindirerek ilerlemek önemli. Çıkınca bir de ne göreyim. Beyefendi ve hanımefendiler, tam da kıçlarına layık bir koltuk düzeniyle karşılanıyorlar (maratondaki gibi .ötünüzü kollamanız gerekmiyor!). Gerçi ceylan derisiyle kaplanmamışlar, araları da biraz sıkışık filan ama gayet konforlu koltuklar. Kıçım da pek bir sevindi bu duruma –en azından .öt olmaktan kıç olmaya geçti o da.. Buralara sürekli gelenlerin maç pantolonu filan giymesine gerek yoktur kalıbımı basarım. Ey güzel Allahım, insanlar da ne farklı, ne güzeller. Her taraf beyefendi, hanımefendi, küçük bey ve küçük hanımlarla dolu. Birkaç çekirdek çıtlatan gördüm ama asıl görülenler en büyük boy cips yiyenler, farklı farklı çikolata ve bisküvileri tüketenler filandı. Ama ne inkar edeyim beni asıl şaşırtan kutu kolalardı. Statta görmeye alışık olmadığım bir manzaraydı bu ama maratonda bu tür içeceklerin bir bardağa boşaltılarak satıldığı bunun da sahaya atılacak yabancı maddeleri engelleme gerekliliğinin kaçınılmaz bir sonucu olduğu hemen aklıma geldi. Aklıma gelince de gördüklerime niye şaşırdığıma şaşırdım, çünkü VIP küfür etmeyeceği gibi sahaya da yabancı madde atmazdı. Ben de buraya geldiğime göre artık sadece buranın kurallarına uygun davranmaya değil alt kültürüm itibariyle bana yabancı gelen kurallara şaşırmamaya da alışmalıydım. Gerçi maçın kritik anlarında çok güzel küfürler duydum, maç sonrası önümüzden sahayı terk eden hakemlere pet şişede su filan atıldığını da gördüm ama bunu yapanların bulunduğu yerin kurallarını benim kadar hızlı içselleştirememiş kökü dışarıda insanlar olduğuna kanaat getirdim. Özde bir VIP’ın öyle davranabileceğini düşünmek bile VIP olma azmimi sekteye uğratacak cinsten zira.</p>
<p>Maçı oturarak ve birşey yiyip-içerek izleme şahsen pek yabancı olduğum şeyler değil aslında. Ama gol olduğunda bile hiç tepki vermeyen, genelde aralarında sohbet eden, cep telefonlarıyla arkadaşlarına mesaj atmayla filan uğraşan küçük bey ve hanımları gördüğümde maraton ve kalearkası biletleriyle sübvanse edilen VIP biletlerinin bir kısmının verimliliğinin düşük olduğunu düşünmedim değil. Ama daha ilk VIP maçımda dikkatleri üstüme çekmek istemediğim için bu konuyu şimdilik daha fazla irdelemeyi düşünmüyorum. Yalnız, cep telefonlarıyla 90 dakika boyunca 90 fotoğraf çeken futboleseverleri gördüğümde, bağırıp çağırmaktan maç izlemeyen halk tribünlerine nazaran bu yöntemin daha medeni bir maç izlememe yöntemi olduğunu fark ettim ve VIP olmanın avantajlarını bir de bu açıdan görmüş olmanın mutluluğunu ve gururunu tüm benliğimle tüm benliğimde hissettim.</p>
<p>Çıkışta canlı yayın yapan spikerlerin arkasından ve kameraların önünden geçmek durumunda kalıyorsunuz. Anladım ki VIP olmanın böyle bir külfeti de var. Olsun, artık işi biraz biliyorum ve bu sayede tıpkı girişte gördüğüm maiyettekilerin yaptığı gibi nereye gittiğini bilerek, yere bakarark ve asla mütevazılıkten ödün vermeyerek geçtim -ki olur ya o sırada canlı yayında biri görürse ne kadar VIP’leştiğimi anlasın ve beni eliyle 5 yapan ya da cepten birisini arayıp, nasıl iyi çıkıyor muyum diyenlerle karıştırmasın.</p>
<p>Sonra, hemen önümde Protokolden çıkan sivil bir arabayı ‘mihmandar Protokol’ diyebileceğim bir görevli uğurluyordu, onları izleme ve bu fırsattan da kendime bir ders çıkarma şansını elde ettiğim için giderayak sevincim bir kat daha arttı. Seçilmiş ve VIP bir insan olduğuma bir kez daha kanaat getirmiştim çünkü. Bir yandan kapıyı kapatıyor bir yandan da ‘Allah sizi başımızdan eksik etmesin paşam, hayırlı hizmetler’ diyordu görevli. Ben, izninizle, biraz da henüz VIP aşamasında olmamın da etkisiyle olsa gerek, bunu tüm o bölgeye yaygınlaştırarak tekrarlayıp sözlerime öyle son vermek istiyorum. Allah VIP’leri, Protokolleri ve maiyetlerini ve şürekalarını başımızdan eksik etmesin. Bizi de tez zamanda oraların tam ve özde bir parçası etsin.</p>
<p>Maçtan dönünce içime bir kurt düştü. Bundan sonraki maçlar için S. bana yine davetiye getirmezse ve tekrar maratona gitmek zorunda kalırsam ben ne yaparım diye kara kara düşünmeye başladım. Ne demişler, Allah kimseyi gördüğünden geri bırakmasın&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tribün Oluşumu?</title>
		<link>https://erdemdenk.com.tr/2006/07/22/tribun-olusumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Denk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2006 11:23:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://erdemdenk.com.tr/?p=3288</guid>

					<description><![CDATA[Desteklediğimiz takımın maçlarını bizzat takip etmek, edebilmek, etme şansına sahip olmak kuşkusuz ciddi bir şans. 12. adam olma şansını yakalamak, maçın ruhunu uzanıp tutabilecek, gidişata tesir edebilecek mesafede olabilmek az...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Desteklediğimiz takımın maçlarını bizzat takip etmek, edebilmek, etme şansına sahip olmak kuşkusuz ciddi bir şans. 12. adam olma şansını yakalamak, maçın ruhunu uzanıp tutabilecek, gidişata tesir edebilecek mesafede olabilmek az şey değil ki! Tamam, sahadaki olay açısından nesneliğimiz baki ama kısmen ve geçici bir süre için de olsa özne olabilmek (ya da olduğunu sanabilmek!) ciddi bir “kazanç”.</p>
<p>Diğer yandan, bir takımı tutmanın ve/veya tribüne gelmenin malum bir itkisi daha var: Sosyalleşmek. Yani, aslında sahada olup bitenden tamamen bağımsız bir şekilde, hatta yeri geldiğinde sahaya sırtını dönerek, çekirdek çıtlatarak ve dahi yandakine bir pozisyon hakkında ahkâm keserek “özne”(l)liğimizi inşa etmek. Oracıktakilerle sosyalleşmek -kimisi adam yerine konduğunu, kimisi de başkalarını adam yerine koyduğunu sanıp avunarak!</p>
<p>Tabii, bu “oracıktakiler”in bir ortaklığı var: Aynı takıma gönül vermek.</p>
<p>Belki de onun için, ya da buna rağmen, sosyalleşme her zaman (ya da aslında hiçbir zaman) kesmez, gruplaşma ihtiyacı da doğar: Yani, tribün oluşumları. Dayanışma, benzer fikirlerde olanların bir araya gelerek ortak tavır alması vb. açılardan değerlendirildiğinde bu tür oluşumlar tabii ki olumlu şeylerdir. Ne de olsa söz konusu olan örgütlenmek ve ortak hareket etmektir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3289 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/970327-19466521-2560-1440-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/970327-19466521-2560-1440-640x360.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/970327-19466521-2560-1440-768x432.jpg 768w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/970327-19466521-2560-1440-320x180.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/970327-19466521-2560-1440-600x338.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/970327-19466521-2560-1440.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><br />
Yalnız, tüm bunlar örgütlenmenin, tribün oluşumu kurmanın kendisinin illaki ve her durumda iyi bir şey olduğu anlamına da gelmiyor sanki. Ne için ve nasıl örgütlendiğiniz ciddi bir kriter çünkü. Buna dikkat edilmediği, “ne için?”den ziyade “nasıl olursa olsun!”dan hareket eden oluşum kurma telaşına düşüldüğü durumlar ciddi risklerle/tehlikelerle dolu. En basitinden, “takımımıza ve futbola nasıl katkım, hizmetim olabilir varsayımsal anlayışı”ndan yola çıkması gerektiği varsayılan “tribün oluşumları”, zamanla basit birer sosyalleşme ve hatta sosyetikleşme mekanizması olabilir, olmaktadır. İçe dönük, daha fazla adamı “bu taraf”a çekme, kalabalık olma, maça beraber gelip maçı beraber izleme gibi aslında son derece iyi niyetli girişimler zamanla “tüketici” olmaya mahkûmdur. Zamanla ister istemez iç tartışmalara ve hesaplaşmalara, dışlamaya ve ötekileştirmeye, mevcudu sağlamlaştırarak genişletmekten çok korumaya ve kollamaya hasredilen çabalar an gelir sermayeden yemeyi kaçınılmaz kılar. Hep de kılmıştır maalesef.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3290 aligncenter" src="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1427823136918-640x339.jpg" alt="" width="640" height="339" srcset="https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1427823136918-640x339.jpg 640w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1427823136918-320x169.jpg 320w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1427823136918-600x318.jpg 600w, https://erdemdenk.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1427823136918.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Kısacası, asıl olması gereken nicelik ve nitelik artışı sağlamaya hizmet edecek şekilde emek sarf etmektir. Futbola ve Gençlerbirliği’ne farklı bakış açıları, farklı kanallar, farklı düşünceler, farklı insanlar, farklı katkılar sunmaya kafa yormak, bu uğurda emek harcamaktır. Bulduğumuzla gruplaşalım demek, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bulduğumuzla sınırlı kalmayı, bulduğumuzun dışına kapanmayı, bulduğumuz içinde hiyerarşik yapılanmayı ve hesaplaşmayı getirir. Tribündeki nihai hedefinin bu olmadığından/olamayacağından hareketle ortaya çıkan haydigencler.com onun için son durağı ister istemez sosyetikleşmek olan bir yola iyi niyetle de olsa kapılmamalıdır. Yapılması gereken, Gençlerbirliği camiası nasıl daha iyi bir yer olur sorusuna yanıt verecek/olacak şekilde durmaksızın emek harcamaktır –ki bu yolda emek harcamanın sonu da zaten yoktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* haydigencler.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
